Abdülkadir Akgündüz
Devletimiz ve hükümetler, bin yıllık asıl ve zarif Türkçe birikimimizin sırf "İsiâmî" diye bir kenara atılmasının yanlıştan da öte "çılgınlık" veya "İntihar" olduğunu farkedemediler!
Türkçe'miz kelime ve kavram zenginliğiyle mükemmel edebî eserler meydana getirilebilecek belagat ve fesahat Özelliklerine sahip olduğu hallde edebiyatla bir türlü Nobel alamıyoruz! Yeni yüzyılda Nobel'sizliğimizi başka bahanelere bağlama kolaylığı yerine, her türlü basit endişelerden uzaklaşıp Türkçe'mizin enginliğine açılmalıyız! Halta Nobel Ödülü gibi ve.de etkili ve dünya çapında bir Yunus Emre Ödülü tesis edebilmeliyiz! Sultan Fâtih'in ve Sultan 2. Bâyezid'in lakdirini kazanmasıyla ve yerli motifleri duru Türkçe'sini ustalıkla kullanarak gazel ve kasidelerinde işlemesiyle lanman Divan şâirimiz Necatı Bey'in (Ö. 17 Mail 1509) çok sevdiğim bir beyti şudur: "Yit bin belcisi var durur aşkın belâ budur Kim her belâsının nice bin mübtelâsı var" Vezin bozu)masaydı, bu beyitteki "aşkın" kelimesi yerine "Türkçe'nin" kelimesini yazacaktım... hakikaten yüz bin belâsı var Türkçe'nin, belki daha fazla... Üstelik her belâsının da nice mübtelâsı var! "Belâ" ve "mübtelar konusunda ajandalar dolusu notlarımın tamamını yazamam elbette... Ama bazılarını hasbî ve harbi bir nazarla ve dikkatle aktarmak isliyorum: 1) İşin uzmanları. Türkçe dostları ve bizim gibiler artık Türkçe'yi "doğru" ve "güzel" kullanmak bahsini bitirip güzel dilimizle ilgili enginlere açılabilmeliler! 2)Devletimiz ve hükümetler bin yıllık asî! ve zarif Türkçe birikimimizin sırf'İslâmî" diye bir kenara atılmasının yanlıştan da öle "çılgınlık" veya "intihar" okluğunu fark etmeliler 3)Köşe yazarları, sokaktaki vatandaşın kullandığı 200-300 kelimeyi aşıp Tanpmar. Yahya Kemal. PeyamiSala. Necip Kazıl. Cemil Meriç ve halta Nazım Hikmet gibi 2000 6000 kelime v kavram hazinesiyle yazamasalar bile hiç olmazsa 1000'e ulaşabilmeliler! 4)Edip ve şairlerimiz edebî mahsullerini İspanya. Portekiz. Almanya. İtalya vs. edebiyatlarından neredeyse aynen adaptasyon yoluyla değil (bu hususta ne Orhan Pamıık'lar var Allah bilir!), öz kültürümüze yönelip daha fazla orijinal olarak meydana getirmeliler! Çünkü Türkçe tarihinin sözlü ve yazılı birikiminde yer alan keşf veya tarkedilmemiş temalar kıyamete kadar yeler bize! Romanda da. hikâyede de. denemedi de. şiirde de... Herşeyde... Kimsenin şüphesi olmasın! 5)Arapça ve Farsça'yla küskünlüğü ve kavgayı bırakaral Osmanlı Tiirkçesi'ni ve birikimini enine boyuna didik didik edip kavramadan gerçek münevver ve mütefekkir olunamaz! Kendisini yetiştirmek ve gel işi irmek, duygu ve düşünce alanında bir adını öne geçmek isleyen herkes bunu kesinlikle kabul edip uygulamalı! Aksi halde koskoca başbakan ikide bir "şefkat" yerine "şevkat" der! 6)Şu sorunun cevabı hâlâ netlik kazanmadı: "Bir Fransız genci yüz yıl Önceki Fransa'caylû yazılmış ve hiç sâdeleştirilmemiş bir romanı bugün rahatlıkla okuyup anlayabiliyorken, bizim gencimiz 21) yıl önce yazılmış makaleyi niçin 'Bt da ne?' diye karşılıyor?" Durum böyleyken. Cumhuriyetle yaşıt meşhur bir köşe yazarımızın beni arayıp: "Abdülkadir Bey! 'namütenahi' kelimesini kullanmanızı çok yadırgaılıti. Şimdiki nesil bunları anlamıyor!" diyebilmesi üzerinde kati yom I malı! 7)Bağdat Caddesi'nde. Etiler'de. Nişantaşı'nda kebapçılar hariç Türkçe tabela kalmadı! Kiralık evlere "lor rent". bakkallara "store". dükkânlara "shop". ayakkabı dükkânlarına "slıoeshop" yazılı tabelalar asılıyor! Gerekçeler aynı: "Dikkat çekmek ve imaj için böyle yapıyoruz!" Bugün çay istediklerindi"lea" diyen çocuklar, yakın bir gelecekte babalarına "laıher* diyecekler! Türkiye'deki bu tngiliz'leşmenin veya Fransızlaşmanın önü acilen alınmalı! 8)Biraz eli yüzü düzgün, ağzı lâf yapıyor diye programcı o larak televizyona çıkarılanların çoğu güzel Türkçe'miz konu câhil değil, eclıcl... Ciddî bir Türkçe birikimi olmayan kişilere program yaptırılmamalı! 9)Eğitim ve Öğretimde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri sadece bâzı teorik bilgilerin aktarılması şeklinde değil, seviyeli edebî mahsûllerin bolca nasırlara sunulması tarzında ele alınmalı! Türkçe'nin zirve sımalarından Divanşâirimiz Fuzûlî, öğrenciler için fuzûlî bir meşguliyet değil, anlaşılması zaruri bir üstad addolunmak! 10) "Doğru" ve "güzel" Türkçe'nin takdimini, savunuculuğunu ve gerektiğinde jandarmalığını yapmak Meydan Larousse ansiklopedisi musahhihlerinin değil, akademik seviyede Türk Dili ve Edebiyatı uzmanlarının işi olmalı! 11)Son yıllardaki verimliliği takdire değer sayılmakla beraber Türk Dil Kurumu Ankara'da bir "süs bitkisi" gibi görünmekten iyice kurtulup can çekişen Türkçe'nin imdadına danafazla koşmalı! Bu kurumun ortaya koyduğu çözümler naranitibara alınabilir cinsten, yâni seviyeli ve orjinal olmalı! 12)Yayınevleri önlerine gelen kilabı basmamalı! Kitapların dil. üslûp ve imlâ kalitesi erbabınca denet) etmeli! 13)Devlet ve Özel sektör,"Türkçe Danışmam" işini ciddiye almalı! 14)Kültür ve Millî Eğilim bakanlıklarının üst düzey yetkililerine yakınlıkları olan sosyetik bay ve bayanların hobi türünden kitap müsveddelerini pahalı kâğıtlara basıp yayınlamakla devlet yayıncılığı yapılmaz, halkın kültür seviyesi ve okuma oranı yükseltilmez! Bu iki bakanlık eğer cidden hizmet yapmak istiyorsa ''Binilir Temel Eser"i derhal programına alıp yayınlamalı! Aksi hakle filanca bakanın Galata'da oturan Rum kökenli baldızının köpek sevgisi hakkında yazılmış şiir ('.'!) kitabini yayınlamak maharet ve seviye değildir! 15)Müziğe ve şarkı sözlerine el atılmalı! "Hey Corel Versene borçların, "Kıl oklum abi! lerin, "A acayip-sin!"lerin önü alınmalı! Mümkünse ve hakkı verilebilir-se Türk şiirinin seçkin örnekleri beste-lenmeli! Böylelikle halk hem Türkçe'nin zenginliğini kavrar, hem de nesillerarası kopukluk azaltılmış olur! 16) Devlet adamları, bürokratlar, politikacılar, işadamları, sanatçılar, yazarlar, radyo ve televizyon programcıları, özetle halkı yönlendiren ve idare eden kesim Osmanlıca-Tûrkçe sözlükle İmlâ Klavuzu'nu başucu kitabı olarak ellerinin altında bulundurmalılar! 17) Hiç kimse en azından Eğil Dağlar'ı, Aziz İstanbul'u, Beş Şebir'i, 13u Ülke'yi. Yalnızız' Türkçe hassasiyeti bakımından hazmetmedikçe yazarlığa kalkışmamalı! 18) Güzel Türkçe'mizin yaşı Cumhuriyetle başlatılmama!), İslâmiyet'le müşerref ulusumuzdan bugüne kadarla bin yıllık muhteşem mâzîmiz mutlaka nazarı itibara alınmalı! "Diyaloğa can dostu olup "muhâvcre"yle cedelleşmenin. "tolarans"a sarılıp "müsamaha"yı tarketmenİn. "konsensus"la anlaşıp "mütabakat"la kapışmanın, bizi dillerini kaybettikleri için başka milletler içinde eriyip giden Sümer. Akad, Finike kavimlerinin akıbetlerine mâruz bırakabileceği unutulmamalı! 19)Türkçe'miz kelime ve kavram zenginliğiyle mükemmel edebî eserler meydana getirilebilecek belagat ve fesahat özelliklerine sahip olduğu halde edebiyatta bir türlü Nobel alamıyoruz! Yeni yüzyılda Nobel'sizlîğimizi başka bahanelere bağlama kolaylığı yerine her türlü basil endişelerden uzaklaşıpTürkçe'mizin enginliğine açılmalıyız! Hatla Nobel Ödülü gibi biz de etkili ve dünya çapında bir Yunus Emre Ödülü tesis edebilmeliyiz! 20)Türkiye Büyük Millet Meclisi, işyeri isimlerinin Türkçe olmasından televizyonlarda programlar yayınlanmasına kadar birçok bakımdan güzel Türkçe'mizi koruyup geliştirici kanunî önlemler almalıdır! Fransa hükümetinin geçen yıl İngilizce salgınına karşı aldığı kanunî önlemler örnek alınabilir! 21)Bilim ve teknoloji sahasındaki yenilikler bize ulaşır ulaşmaz hemen işin uzmanlarından (uydurmacılığa bulaşmamış,Türkçe'nin fonetiği ve morfolojisini bilen Türk Dili ve Edebiyatı uzmanları) o ürünün veya gelişmenin adı olabilecek münasip bir Türkçe karşılık istenmelidir! Ürün veya gelişme piyasaya yabancı isimle girip yerleştikten sonra çözüm bulmanın zorluğu veya imkânsızlığı akıldan çıkarılmamalı! 22)Çobanından pâdişâhına kadar şâir bir milletiz! Kabiliyetleri seçici ve yönlendirici bir plân dâhilinde okullara "Şiir Eğitimi" ve "Yazı Eğitimi" dersleri konulabilir. Şairliğe ve yazarlığa hevesli gençler böylelikle işin başında eğitilmiş olurlar! Aksi halde şâir ve yazar mahşerinde Türkçe aramaya devam ederiz! 23)Türk Dili ve Edebiyatı dersleri hep aynı teorik bilgilerin, notlann, isimlerin aktarılması şeklinde değil; öğrencinin uygulama kabiliyetinin artırılması yönünde yeniden ele alınmalı! Böyle olmayınca İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun kişi Lâleli'de deri mont mağazası açmaya, Sirkeci'de döviz bürosu veya Fatih'te et lokantası işletmeye başlıyor! SONUÇ Güzel Türkçe'miz, 2000'li yıllarda bu hedeflere ulaşamazsa neler olur? Birşeyler karalayan herkesin kendini en iyi şâir veya yazar zannetme sıkıntısı devam eder! Bir şiir yarışmasına 3500 kişi iştirak eder ama jüri "Birinciliğe değer eser bulunamamıştır!" diye rapor yazar! "Ben Dinayet'te tevcid kursu görmüş adamım!" türünden ağlanacak halimize güldüren sözlerin daha orijinalleri çıkar! 13 tane şiir kitabı yayınlanmış adamın cidden kaliteli ve seviyeli 13 mısraı bulunamaz! Daha fazla ingilizce, Fransızca, italyanca, Yunanca, Rumca, Latince kelime kullanırız ama "Bu adamlar öz dillerini koruyamayacak kadar zavallılar!" deyip bizi yine Avrupa Topluluğu'na almazlar! Orhan Pamuk çok başarılı adaptasyonlarla ellibeşinci romanını yayınlar, elli altıncı romanında artık romanı "adapte" edilecek millet kalmayınca yazarlık hayatını noktalar! Sokaktaki vatandaşın kullandığı Türkçe kelime sayısı 50'ym y azarlar ınki 100 'e düşer! Birşeyi Türkçe kelimeyle ifade etmek köylülük, Batılı kelimeyle söylemek entellektüellik addedilir! Bu durumda CNN'den, BBC'den transfer edilecek kişilere radyo ve televizyon programı yaptırılır! Geçen yılkı bir Türkçe metni bu yıl anlayamamak gibi bm problemle karşılaşılır! Yahya Kemal Beyatlı'yı Yahya Kâmil Boyabatlı yazanların sayısı artar!Türk Dil Kurumu'nun adı Türk Zil Kurumu diye değiştiriliri Türkçe'den Türkçe'ye sözlükler yayınlanır, mütercimler iyim yapar! Özgeçmişlerde "İyi derecede Türkçe biliyor!" ifadesi kullanılamaya başlar! Kelime ve kavram hazinesinin kısır olmasından kaynaklarım "ııııııı..."lı konuşmalarda kelimeler arasına reklâm alınarâk reklâmcılık sektöründe patlama yaşanır! Devlet adamlarının ve çeşitli meşhur şahsiyetlerin Türkçe gafları, 21. yüzyıl mizah edebiyatının şaheserleri arasında yer alır!
Abdülkadir Akgündüz




Alıntı ile Cevapla
Paylaş